Alison Aitken
Cvr: Serdar Vardar.
Patagonya boyunca, 1800 km'yi gemiyle gecmek soguk ama heyecanlandirici bir fikirdi. 4-gun 3-gecelik seruven, bizi Sili Antartikasi kuzey yakasinin vahsi ruzgarlarina suruklemeden once, fiyordlarin arasindan Pasifik Okyanusuna goturecekti. Gemimiz eskiden kargo gemisi olarak kullaniliyormus. Ama bir kac ufak degisiklikle simdiki halini almis. Acaba yolculuk boyunca kimseyi deniz tutacak miydi? Deniz cok mu zorlayaci olacakti? Balina gorebilecek miydik?
Seruvene baslamadan hemen once, guvertede asiri derecede icmek ve mavi yolculuk sirasinda cikabilecek potansiyel problemlerle ilgili bir briefing almak icin bir araya geldik. Cantalarinda buyuk miktarlarda Sili sarabi saklayanlarimiz kibarca gulup sorumlu bir yetiskin goruntusu vermeye calistilar.
Yolculuga baslamak icin beklerken fisiltilar odanin duvarlarinda yankilanmaya baslamisti. Saganak yagmur ve kuvvetli ruzgar ikilisinin olusturudugu ic karartici bir sahne vardi. Her bir agizdan cikan "guzel hava" niyetlerine, parmaklarimizi tahta bir yerlere vurarak nazar degmemesi icin ugrasiyorduk. Biletlerimiz, ve oda numaralarimizi gosteren kartlar dagitilmisti. 4 kisilik odayi kiminle paylasacagimizi bulmaya calisiyorduk. Onceden kendimizi en kotu ihtimale; odayi bir cift Sili'li kamyon soforleriyle paylasma fikrine alistirmistik. Ama gorevliler bizim odamizda baska kimsenin kalmayacagini soylediginde rahat bir nefes aldik. Ikiye bolunmus grup yavas yavas iskele tarafindan, Navimag'in isletigi, Puerto Eden'deki iki yerel feribottan biri olan hidrolik kargo platformuna dogru ilerlemeye basliyinca hepimizin heyecani doruk noktasina cikmisti. Hemen geminin alt bolgelerinden kargo bolumune, oradan da guverteye ciktik. Bu seyahat icin butcemiz kisitliydi. Dolayisiyla diger 19 yolcunun aksine, biz odamiza gitmek icin merdivenlerden asagi inip geminin ic kisimlarina gitmemiz gerekiyordu. Yinede tanriya sukur odayi kimseyle paylasmiyorduk. Ustune ustluk bir de penceremiz vardi! 2x4 mt lik odanin icindeki 4 yatagin uzerine esyalarimizi duzenli bir sekilde yerlestirip geminin geri kalanini kesife ciktik.
Gemide sadece 21 yolcu oldugu dusunulurse orta buyuklukteki iki guverte yeterince bos alan sagliyordu. Ortak kanaatimiz turizm sezonunda 180 kisiyle doldugu zaman bu geminin birazcik daha kaotik bir yer olacagi yonundeydi. Kantin, bar ve lounge ( hepsinde de sigara icmek yasak ) bu sonsuz mavilikte "Pisco Sour" yudumlayabilecegimiz bir alternatif sunuyordu. Burada ayni zamanda projektorle filmler, ve bulundugumuz cografyayla ilgili bilgilendirici belgeseller gostermeleri hos bir surpriz bizim icin. Ve tabii ki onumuzde ki rotayla, hava durumuyla, ilgili aldigimiz gunluk brifingler icin burayi kullaniyorduk. Bu brifingler bize bolgenin bosu bosuna "Yagmurlu Deniz Bolgesi" diye anilmadigini kanitlamisti.
"Puerto Montt'u" kanallarin ve fiyordlarin arasindan gecerek geride biraktigimizda, geminin istah acici yemeklerini yemek, issiz guvertede taze deniz havasini cigerlerimize cekip rahatlamak, ve sonra da isinmak icin odaya cekilip bir film izlemekten olusan rutinine alismak artik cok daha kolaydi. Ama ister odamizda olalim, istersek de "lounge" da gozlerimiz hep ilginc bir vahsi doga sahnesi gormek umuduyla gri sularda gezinip duruyordu. Gemideki ikinci gunumuzde, gozumuze, sancak tarafindaki dalgalarin icinden zarif bir sekilde atlayip duran bir hayvan ilisti. Ortak kani onun bir fok olduguydu, ama yine de su samuru olma ihtimali de vardi. Bundan cesaret alarak artik daha da fazla bakmaya baslamistik suya, ve bu oyunbaz hayvanlara sukurler olsun ki uzun yolculugumuzda bize surekli eslik edip bizi eglendirdirler.
Yolculugun bir diger ilginc olayi ise "Captain Leonidas'i" diger bir ismiyle Hayalet Gemiyi gormekti. Gemi 1960'larda, bir sigorta sirketini dolandirma tezgahinin parcasi olarak enkaz haline gelmis. Tabii geminin kaptanini da hapise atmislar. Geminin paslanmis iskeleti denizin dibine batmis buyuk bir kaya yiginin ustunde duruyordu. Bu sadece turist rehberlerinin uzerine cikip "Hayalet Gemi'nin" tarihini rahatca anlatmasini saglamakla kalmayip, yelkenleriyle geziye cikan kaptanlara yol bulmalarini saglayan bir referans noktasi da oluyordu. Simdiye kadar sakin gecen yolculugumuz ikinci gunun aksam saarlerinde degismek uzereydi. Tur rehberimizin gayet guler bir yuzle soyledigine gore, geminin Pasifik Okyanusu'nun sularina girmesi itibariyle, zor zamanlar baslamisti. Iste bu noktada bizim siritkan barmen-saglik gorevlisi, firsattan istifade deyip, firtina zamaninda lazim olabilecek arac ve gerecleri, gemiye hazirliksiz gelenlere satip neredeyse ufak bir servetin sahibi oldu. Bu arada isaretsiz beyaz cantalar da ihtiyatli bir sekilde geminin ceistli yerlerine yerlestirildi. O gece aksam yemegine katilanlarin sayisi her zaman ki sayinin neredeyse yarisi kadardi. Katilanlarda kantin de yalpalayarak destek icin tutanacak bir seyler araya araya gelebildiler ancak.. Dalgalar saatlerce devam etti, ama ne yazik ki sabah kalktigimizda tekrardan nispeten sakin sulardaydik. Gunluk briefingde ogrendigimize gore, dalga boyu bugun dun gece ki devasa 12 metrelik uzunluktan 3 e dusmustu.
Artik o dun gece ki mide bulantilarindan eser kalmamisti kimsede. Gemiyi cevreleyen nefis kesici guzellikteki karla kapli daglarin zirvelerini gormek icin dondurucu soguga ve ve yagmura karsi gore-tex elbiselermizle ciktik. Onceki gecenin o buyuk dalgalari bizi Patagonyanin vahsi ve issiz kalbine kadar suruklemisti. Firtina sakinlesince, Puerto Eden'in renkli yerlesim birimde kisa bir molanin ardindan yolculugumuzun son ayagina dogru yola koyulduk. Son gecemiz yorulmaz tur rehberimiz ve gemi tayfasindan bir kac kisinin tesvikleriyle bir parti havasinda gecmisti. Ertesi gunun erken saatlerinde, yolculugun en dar noktasi olan 80 metre genisliginde cok ruzgarli bir kanalin sig siyah sularindan ustaca gectik. Gun dogumu, acik gokyuzunde harikulade renkler sergilemeye baslamisti. Ve bir kac saat icinde Puetro Natales'in parildayan mavi sularina guzel bir havanin esligiyle girmistik. Gemiden inmek icin guverteye ciktigimizda kendimi bir gun daha gemide, gozume carpan bir balinaya bakarken hayal ediyordum.
Alison Aitken, Mayis 2008.