Minihostels Hostel Network
Home      Find your next hostel arrow New Content Item
Find your Next Hostel
 
Ulusal Park'ta Bir Yuruyus Yazdýr E-posta
Ulusal Park'ta Bir Yuruyus

Alison Aitken

Cvr: Serdar Vardar

 

Saganak yagmur pencerenin camini doverken, ve dondurucu kis ruzgari Puerto Natales Hostel'in ince metal duvarlari arasindan suzulurken,  biz isinmak icin birbirimize sokulmus, yorganin altinda, onumuzde ki uc geceyi Sili Patagonyasi' nin guneyinde gecirme planimizi tartisiyorduk. Aslinda cantalarimizi toplamis, biletlermiz almis, gerekli butun arac ve gereclerin parasini vermistik. Geri donus yoktu. Sabahin 6'sinda, bizi disarida bekleyen otobuse binmeden once, odanin icinde esi eksik coraplarla, yatagin arkasina dusmus olabilecek esyalari kontrol ediyorduk.

3 saatlik yolculuktan sonra, UNESCO'nun koruma altina aldigi essiz guzellikteki Torres Del Paine Ulusal Parki'nin bati kanadindaydik. Etrafimiz ormanlar, daglar, ve buzullar tarafindan kusatilmisti. Uygun mevsimde, bu "hiker" cenneti, Pehoe Golu'nun safir renkli sularini botlariyla gecen binlerce ziyaretciyi agirlar. Iste tam buradan, Paine Grande Hostel'den niceleri 70 kilometrelik o unlu  "W" Patikasi'ni, takip ederek inanilmaz guzelliklere sahit olup, turlu maceralara taniklik ettiler. Turizm sezonunda olmayisimiz, sadece grup halinde yuruyuse cikamayacagimiz degil, ayni zamanda feribot ve daha bir suru turistik servislerden yararlanamayacagimiz anlamina geliyordu. Cunku sezonda acik olan kamp alanlarinin neredeyse hepsi bu mevsimde kapaliydi. Cadirlarimizi ve butun yiyeceklerimizi, bir 17 kilometre, Paine Grande baslangic noktasina kadar tasimamiz gerekiyordu.

Birinci gun sans yuzumuze gulmustu. Masmavi bir gokyuzu ve gunesli bir hava bizi bekliyordu. Karamsar bir sekilde cantalarimizin dibine attigimiz gozluklerimiz uzun aramalar sonucu bulup taktiktan yolumuza devam ettik. Muazzam buyukluteki "Paine'in" kristal renkli gokyuzunu yaran o mutevazi tablosunu izleyip kisa bir ara verdikten hemen sonra, ona yaklasma heyacanin verdigi coskuyla tekrardan yola koyulduk. Biz mutlu bir sekilde sari renkli steplerden gecip, otlanan sik tuylu Patagonya Atlarina selam verirken sicaktan atkilarimizi ve kazaklarimizi cikarmaya baslamistik.

Manzara gercekten nefes kesiciydi, ve orada yuruyor olmak inanilmaz derecede rahatlatici. Kendimizi Tolkien'in minik Hobbitleri gibi hissediyorduk, arayisin, maceranin henuz basinda, iyi beslenmis, istekli, ve heyecanli, ama onunde onu neler beklediginden habersiz. Bolgedeki hava durumunun tahmin edilememesi neredeyse efsaneviydi, ve butun cabalarimiza ragmen onumuzdeki seruvene ne kadar hazirlikli oldugumuzu bilemiyorduk.

3.5 saatlik hizli bir yuruyusun ardindan "Paine Grande" noktasina varmak uzereydik. Niyetimiz burada kisa bir ara verdikten sonra Gary Patikasina - ismini aldigi Gary Buzdagi'nin golgesinde konuslanmis bir kamp alanina -  kadar 11 kilometre daha yurumekti. "Paine Grande'de"  bulunan klubeye yaklastikca etrafinda kurulmus cadirlari gorduk. Burasi bizim bekledigimiz kadar issiz degil diye dusunduk. Fakat daha sonra klubenin ortak mutfagina giripte ogrendigimize gore cadirlarin cogu Falkland Adasinda ki Ingiliz Askerlerine aitti. Egitim icin buraya gelmislerdi. Onlara, bana cilgin bir off-road macerasi anlatmalari umuduyla nereden geldiklerini sordum.

"Buz daginin yaninda kamp yapiyorduk"  diye kestirip attilar. "Fareler butun yiyeceklerimizi yedi. Ve hava acayip soguktu!" Bu cevap uzerine bana sadece  farelerin, askerlerin yiyecegiyle karinlarini iyicene doyurup, 3 gun boyunca yemek yeme ihtiyaci duymayacaklarini ummak dusuyordu.

Karanligin cokmesine 3 saatin oldugununun farkina vardigimizda hemen yola koyulduk tekrardan. Bacaklarimiz kesinlikle yorulmaya baslamisti, ama 11 kilometre nedir ki? Yakinda cantamda tasidigim yiyeceklerin bir kismini tuketecek olmanin verdigi mutlulukla kendimi neselendirdim. Sili'den aldigim bir sise ucuz kopek olduren de kesinlikle bu listedeydi. Patikanin kivrimlari sanki hic bitmeyecek gibiydi ve gun batimi hizli bir sekilde yaklasiyordu. Gun batimindan biraz once Gary Golu'ne varmistik. Ve orada carpici guzellikteki pembe - turuncu renkli gun batimini seyretme firsatini yakadik. Ben, eldivensiz ve artik hissedemedigim ellerimle bu guzel manzarayi cekmek icin kamera ayarlarini yapmaya calisirken, merakli bir baykus basimizin tam uzerinden alcak ucus yapip artik siluet halinde gorunmeye baslayan agaclardan birine dogru ucup gozden kayboldu. Bundan biraz sonra da karanlik coktu. Biz de kamp alanina dogru yurumeye koyulduk.

Karanlik, issiz kamp alanina varmak gercekten cok rahatlaticiydi. Hemen kamplari kurup, yarin ki yuruyuste ihtiyac duyacagimiz enerjiyi almamiz icin gerekli olan besleyici ve lezzetli yemeklerimizi pisirmeye basladik. O cok degerli yiyeceklerimizi farelerden korumak icin de yakinlardaki bir agacin en yuksek dallarindan bir tanesine yerlestirdik. Uzun bir gunu tamamlamis olmanin verdigi yorgunlukla, ve dunyadan izole olmus olmanin verdigi o ilginc hisle cadirlarimizin yolunu tuttuk.

Delik kucuk cadirimizdan butun gece boyunca damlayan yagmur damlarinin rahat vermemesi sonucu o kadar da dinlendirici bir gece gecerimemistik. Sabah kalktigimizda karsimizda neredeyse gercek olamayacak kadar guzel bir manzarayla karsilastik. Bulundugumuz noktadan sadece metrelerce otede minyatur buz daglari sesizce yuzuyorlardi golde. Bunlar aslinda sadece, gozun gorebildince uzanan Gary Buzulu'ndan kopan kucuk parcalardi.

"Paine Grande" ye donus yolculugu, onceki gunden cok daha uzun ve yorucuymus gibi geldi. Hava kapandikca biz de icimizde ki o yuruyus heyecanimizi kaybettik. Dolayisiyla Paine Grande'de ki oglen yemegi aksam uzerine kadar surdu. Havanin kararmasiyla birlikte, biz de onceki geceye nazaran daha rahat bir gece gecirdik. Gecenin nesesi kirmizi sarap, iskambil ve masa tenisiyidi.

Ertesi sabah tekrardan ise koyulmanin vakti gelmisti. Yumasacik kalin yunlu coraplar, bulutlu hava, ve kesfedilecek bir suru yer. Allahtan donusumuz bu sefer daha kolay oldu, cunku cantalarimiz hafiflemeye baslamisti. Sadece bir kac saat sonra asiri derecede rutubetli ve issiz bir yer olan "Italiano" kamp alanina varmistik. Bu kamp alani ayni zamanda "W" patikasinin kalbi olan "Valle Francais'e" uzananiyordu. Kendi iyiligimiz icin simdilik karla kapli olan bu yola daha fazla devam etmemeye karar verdik. Onun yerine Ulusal Park'taki son gecemizi gecirmek icin "Los Cuernos Kamp Alani'na" gitmeye karar verdik. Daracik engebeli patika bizi ustunde akbabalarin uctugu dagin zirvesine kadar goturuyordu. Botlarimizin ritmik bir sekilde cikardigi sesin disinda, sessizligi bozan bir de, cok uzakta olmayan daglarin eteklerinden dusen korkutucu ciglar vardi.

Gun isigi yavas yavas azalirken biz de cok guzel kayalik bir sahile varmistik, ama bu guzellik arkadaki eskiden bir orman olan gri renkli olu agaclarin iskeletimsi goruntusu tarafindan bolunuyordu. Bu alisilmadik manzaranin aynisina sahip olan "Los Cuernos" cok uzakta sayilmazdi. Biz de at gubrelerini etrafinda kampimizi kurmadan once arta kalan enerjimizle umutsuz bir sekilde kesinlikle kapali ama nasilsa konforlu oldugu izlenimi veren siginagin camlarina burnumuzu dayamaya baslayarak alani kesife ciktik. 2005 yilinda Cek Cumhuriyeti'nden bir dagcinin yanlislikla cikardigi yangin sonucunda "Los Cuernos" Ulusal Parktaki ates yakmaya izin verilen yegane yerlerden bir tanesi.

Ertesi sabah erkenden kalktik. Hava acikti, ve altimizdaki buz tabakasi catirdarken, gokyuzunde hala gorunebilen Kucuk Ayi Takim Yildizlarini icimizde karisik duygularla izledik bir sure. Cadirimizin ustunde ince bir kar tabakasi vardi, ve icinde bulundugumuz ortam bir kere daha degisik bir goruntuye kavusmustu. Dort farkli mevsimi sadece bir kac gun icinde yasamistik. Toplandiktan sonra kamptan uzaklasirken, yolun buyuk bir kisminin daha kesfedilmemis oldugunun farkina vardik.  Haritamizdaki yesil noktalara ve cantalarimizdaki kuru meyveye givenerek golcuklerden ve batakliklardan zig-zaglar cizip gecerek bitis noktamis olan "Hosteria Las Torres'e" dogru yola koyulduk. Buradan da bizi medineyete goturucek olan son 7 kilometreyi bir shuttle otobuse binip gitmeyi planliyorduk. Icimizde daha kararli olan arkadaslarimiz Toros Zirveleri'ne bulutlar tarafindan etraflarinin cevirilmesi umuduyla gittiler.

Bunyemizde kalan son gucumuzu de kullanarak, onumuzdeki duzlugu gecip kendimizi oradaki yeni resorta attik. Kirli ve tukenmis vucutlarimizla otoparkin arasindan gecip konforlu resepsiyona girdik. Yasli resepsiyonitin bize kibarci soyledigine gore bu sezonda shuttle otobuste yoktu. Arkasindaki saate bakinca, "Puerto Natales'e" giden otobuse yetisebilmek icin gitmemiz gereken 7 kilometreyi bir saatten az vakitte yurumemiz gerektiginin farkina vardik. Cunku bir sonraki otobus ertesi gun kalkiyordu. Ve hic erzagimiz kalmadigi icinde bir gece daha kamp yapmayi dusunmeye bile gerek yoktu. Dehsete dusmus bir sekilde cantalarimizi sirtladik ve hemen disari ciktik. Dakikalar geciyordu fakat yolumuz azalmiyordu. Ayaklarimiz vucudumuzu tasimaz olmustu artik. Kotu niyetli yol sanki bizi hic bir yere goturmuyordu derken, yesil catili ofis zafer edalariyla birlikte gorunmeye basladi. Son bir eforla batakligi gecerek tepeden asagi dogru hizlica inmeye basladik. Ileride sicak duslar, yumusacik yataklar, ve soguk biralar vardi. Biz tam duragi varmis soluklanmaya calisirken kucuk bir minibus onumuzde durdu. Cantalarimizi kucuk aracin bagajina atarken, daha simdiden kulaktan kulaga onumuzdeki yaz icin buraya geri donus planlarini yapmaya baslamistik.

 

Get discount travel card
Advertisement
Directorio de Empresas de Hoteles